Antik dönemlerin aşk ve kahramanlık hikayelerinin taşlara işlendiği “sürgün eserler”

Türkiye’den farklı dönemlerde yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarının en bilinenleri arasında Knidos Aslanı, Nereidler Anıtı, Zeus Sunağı, Halikarnas Mozolesi, Milet Antik Kenti Agora Kapısı, Trysa Heroonu, İhtiyar Balıkçı Heykeli, II. Selim ile III. Murat türbesi ve I. Mahmut Kütüphanesi çinileri, Karkamış Antik Kenti’ne ait mozaikler, Payava Lahdi ve Harpy Anıtı bulunuyor.

Helenistik dönemden bugüne erişen tek başkent olan, Helenistik, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı dönemlerine ait katmanları içerisinde barındıran, 2014’te UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilen Bergama Antik Kenti’nin en görkemli yapısı Zeus Sunağı ait olduğu yerden binlerce kilometre uzakta, Berlin’deki Pergamon (Bergama) Müzesi’nde sergileniyor.

MÖ. II. yüzyılda Bergama Heykeltıraşlık Okulu’nun ürettiği, Helenistik dönem heykel sanatının doruk noktasını temsil eden, büyüklüğüyle adeta bir tapınağı andıran Zeus Sunağı, üzerindeki kabartmalarıyla ön plana çıkıyor.

Tanrılar ile devler (Gigantlar) arasındaki savaşı anlatan büyük frizdeki kabartmalar, Helenistik dönemin en önemli eserleri arasında sayılıyor. Sunağın içindeki Telephos Frizi de kentin mitolojik kökenleri açısından önem taşıyor.

10 metre yüksekliğinde, 35 metre genişliğinde ve 33 metre derinliğindeki mermer yapı, Bergama krallarının Galatlara karşı kazandıkları zaferleri ölümsüzleştirmek için yapılarak baş tanrı Zeus ile onun savaş ve akıl tanrıçası kızı Athena’ya adanıyor.

Sunağı ülkesine götüren Alman arkeoloğun mezarı Bergama’da

Bu görkemli eserin kalıntılarını 1865 yılının kışında yol yapımı için bölgede bulunan Alman mühendis Carl Humann keşfediyor. Birkaç deneme kazı yapan, Berlin Müzesi’nin desteğiyle 1878’e kadar kazılara devam eden Humann, ortaya çıkardığı kabartmaları ve sunağın kalıntılarını 1882’ye kadar parçalar halinde o zamanın Prusya’sına götürüyor.

Berlin Müzesi’nde yeniden kurulan, 1902’de rekonstrüksiyon işleri tamamlanan sunak, 1930’da Berlin müzelerinin 100. yıl dönümünde, batı tarafı orijinal büyüklüğünde yeniden inşa edilmiş olarak Pergamon Müzesi’nde ziyarete açılıyor.

Bugün Bergama Antik Kenti’nde Zeus Sunağı’nın olması gereken yerde ise 3 ağaç, sunağın temellerinin yanında ise bir mezar bulunuyor. Mezarın sahibinin, bu eseri 17 asır sonra ait olduğu yerden kopararak, ülkesine götüren Humann’ın olması büyük bir tezat yaratıyor.

Milet Antik Kenti’nin agora kapısı

Pergamon Müzesi’nde Zeus Sunağı’nın yanı sıra Anadolu kökenli başka eserler de bulunuyor.

Milet Antik Kenti’nin 29 metre genişliğinde, 17 metre yüksekliğindeki agora (pazar yeri) kapısı da bu eserler arasında yer alıyor. Milattan sonra II. yüzyılda inşa edilen, 10. veya 11. yüzyılda meydana gelen depremle yıkılan görkemli geçit, çatısıyla katlar arasında bulunan boğa ve çiçek kabartmalı süslü frizleriyle dikkati çekiyor.

Toplam 750 ton ağırlığa sahip kapı, 1900’ün başında Alman arkeologlarca antik kentte başlatılan kazılarda ortaya çıkartılarak, 1907’de götürüldüğü Berlin’de sergileniyor.

İhtiyar Balıkçı heykeli

Roma dönemine ait İhtiyar Balıkçı heykelinin gövdesi de sürgündeki hayatını, Pergamon Müzesi’nde geçiriyor.

Ana vatanı Aydın’daki Aphrodisias Antik Kenti’nde, 1904’te Fransız arkeolog Paul Gaudin tarafından bulunan parça, yurt dışına kaçırıldı.

Heykelin 33 santimetre boyutundaki ve 5 kilogram ağırlığındaki baş ve kolları ise 1989’da antik kentteki Tiberius Portikosu’ndaki havuzda bulundu. Prof. Dr. Kenan Erim, bu baş kısmının Berlin’de sergilenen İhtiyar Balıkçı heykeline ait olduğunu belirledi.

Baş ve kol kısmı Geyre’deki Aphrodisias Müzesi’nde, gövde kısmı ise Pergamon Müzesi’nde bulunan İhtiyar Balıkçı, bir bütün olacağı günü bekliyor.

Sahteleriyle değiştirilen çiniler

Fransız Albert Sorlin Dorigny tarafından 1882-1896 yılları arasında yapılan restorasyon sırasında II. Selim ile III. Murat türbesi ve I. Mahmut Kütüphanesi çinilerinin onarım için Fransa’ya götürüldüğü ve yerine sahtelerinin getirildiği belirlendi.

Asıllarının bulundukları yerlere ilişkin yürütülen çalışmalarda, çinilerin, Paris’te Louvre, Musee Arts Decoratifs ve Musee de Sevres müzelerinde bulunduğu tespit edildi.

Knidos Aslanı

Türkiye’nin sürgündeki eserlerinden biri de MÖ 2. yüzyılla tarihlenen Knidos Aslanı. Datça yakınlarındaki Knidos Antik Kenti’nde 1858’de bir İngiliz arkeolog tarafından keşfedilen heykeli, Spartalıları yenen Knidoslar’ın savaşta ölen yakınları anısına yaptırdığı biliniyor.

18 metre yüksekliğindeki bir anıt mezarın üzerine kurulan 6 ton ağırlığındaki, 1,8 metre yüksekliğindeki ve yaklaşık 3 metre uzunluğundaki mermer aslanı, hem Akdeniz’den hem Ege’den Knidos’a yaklaşan gemiciler yüzlerce öteden görebiliyordu.

Depremler dolasıyla üzerinde bulunduğu anıttan devrildiği düşünülen heykeli, antik kentte kazı çalışmaları yürüten Charles Thomas Newton’a yardım eden İngiliz arkeolog Richard Popplewell yürüyüş yaptığı sırada keşfediyor.

Alt çenesi ve ön pençeleri eksik dev heykel, Datça açıklarında HMS Supply adlı gemiye yüklenerek Londra’ya götürülüyor.

Knidos Aslanı, bugün tüm ihtişamıyla British Museum’da sergileniyor.

Trysa Heroonu

Türkiye’nin güneybatısındaki antik Likya’da MÖ 380 civarında inşa edilmiş eski bir mezarın adı olan Trysa, 1841 yılında Julius August Schönborn adında bir öğretmen tarafından Likya’da yaptığı saha araştırması sırasında keşfedildi.

Kare dış duvarını 152 plakadan oluşan figürlü frizlerle süslenmiş mezar, günümüzde Viyana Sanat Tarihi Müzesi’nde sergileniyor.

Trysa’nın 1882’de Otto Benndorf ve Felix von Luschan’ın gerçekleştirdiği kazıların ardından Türk makamlarının izni ile bu müzeye taşındığı biliniyor.

Üç Güzeller Mozaiği

MS 115-150 aralığına tarihlenen ve imparator Augustus döneminde bir evin yemek odasını süslediği bilinen Üç Güzeller Mozaiği, Paris’in, Hermes adına altın elmayı Athena, Hera veya Aphrodite tanrıçaları arasından en güzeli Aphrodite’i seçmesini anlatıyor.

Konunun mozaikte incelikle işlenmiş olması nedeniyle temanın bir duvar resminden esinlenildiği düşünülüyor.

Eser, günümüzde Louvre Müzesi’nde ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.

Mevsimlerin ve av sahnelerinin betimlendiği, MS 325’e tarihlenen ve Antakya Harbiye bölgesinde bulunan Mevsimler Mozaiği de günümüzde Louvre Müzesi’nde sergileniyor.

Nereidler Anıtı

Antik dönemde Likya’nın başkentliğini yapan Ksanthos’ta bulunan en büyük ve türünün Anadolu’daki ilk örneği olan tapınak planlı anıt mezar Nereidler Anıtı da Türkiye’nin sürgündeki en görkemli eserlerinden.

Günümüz Kaş sınırlarındaki Ksanthos Antik Kenti’nde ortaya çıkarılan Nereidler Anıtı, bugün British Museum’da ziyaretçilerini ağırlıyor.

Halikarnas Mozolesi

Dünyanın 7 harikasından biri Halikarnas Mozolesi de Türkiye’nin ana vatanından çıkarılmış kültür varlıklarının en önemli eserlerinden biri olarak sürgünde bulunduğu British Museum’da ziyaretçilerini ağırlıyor.

Kız kardeşi, karısı ve halefi Artemisia tarafından zamanın en iyi zanaatkarlarınca Kral Mausolos’un mezarı olarak Halikarnasos’ta yaptırılan mozole, kolonlarıyla ve piramit şeklindeki çatısıyla Yunan ve Mısır mimarisini andıran oldukça büyük boyutlarda inşa edildi. Halikarnas Mozolesi anıtının taşları bugün Bodrum Kalesi’nde bulunuyor.

Yunan mimarlar Pythius ve Satyrus tarafından tasarlanan yaklaşık 45 metre yüksekliğinde ve esas olarak mermerden yapılmış çok katlı bir yapı olan mezarın dış duvarı boyunca tanrı ve tanrıçaları betimleyen birçok heykel vardı.

İçinde birçok hayvan ve savaşçı heykelsi kısımlarıyla süslenen yapının çatısı piramit şeklindeydi ve tepesine Pytheos tarafından oyulmuş dört büyük atın çektiği arabadaki Mausolus ve Artemisia heykelleri yerleştirildi.

Halikarnas Mozolesi, antik dünyada şimdiye kadar görülen “en cömert” kişisel inşaat projelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Payava Lahdi ve İdrimi Heykeli

Ksanthos Antik Kenti’nden 1884 yılında British Museum’a götürülen Payava Lahdi, iki mezar odalı ve kabartmalarla bezeli. MÖ 4. yüzyıl tarihli kentin görkemli yapıtlarından biri olan anıtın üzerindeki kabartmalar, Payava’nın hayatındaki çeşitli olayları sahneliyor.

En alt katı Türkiye’de bulunan lahidin diğer üç katı günümüzde British Museum’da sergileniyor.

Hatay’daki antik Alalah (modern adıyla Aççana Höyük) bölgesinde bulunan İdrimi Heykeli de 1939’dan bu yana British Museum’da bulunuyor.

İngiliz arkeolog Leonard Woolley tarafından 1930’larda Alalah bölgesinde bir tapınağın kalıntılarında bulunan MÖ 16. yüzyıldan kalma heykel, Akad dilinde yazılmış Kral İdrimi’nin uzun biyografik yazıtı ile ünlü.

Yazıt, yazarı tarafından imzalanmış benzersiz bir metin türü özelliği taşıyor.

Harpy Anıtı

MÖ 480-470’e tarihlenen antik dönemde inşa edilmiş kaya mezarlarıyla ünlü Likya anıtlarından bir mezar odası olan Harpy Anıtı da mitolojik figürler, krala sunulan hediye sahnesi ve cenaze alayı gibi sahnelerle betimlenmiş kültür varlıklarından.

Ksanthos Antik Kenti’ne ait en önemli eserlerden biri olan Harpy Anıtı’nın kabartma ve frizlerinin büyük kısmı günümüzde British Museum’un Likya Salonu’nda sergileniyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir